“Hayır” demekte zorlanmak, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koymak, çatışmadan kaçınmak ve onay arayışını merkeze almak… Günlük hayatta sıkça normal bir “iyi niyet” ya da “uyumluluk” olarak görülen insanları memnun etme davranışı, psikoloji literatüründe giderek daha fazla travma temelli bir başa çıkma stratejisi olarak ele alınıyor.
Peki bu davranış gerçekten bir travma tepkisi olabilir mi? Bilimsel çalışmalar ve klinik gözlemler bu soruya nasıl yaklaşıyor?
Travma ve hayatta kalma tepkileri
Travma, yalnızca büyük felaketler veya açık şiddet olaylarıyla sınırlı değil. Uzun süreli duygusal ihmal, kronik eleştiri, ebeveynin öngörülemez davranışları ya da güvensiz bağlanma ortamları da travmatik stres yaratabilir.
Travma karşısında insan beyni, hayatta kalmayı sağlayan otomatik tepkiler geliştirir. Klasik olarak bilinen üçlü şunlardır:
-
Savaş
-
Kaç
-
Donakal
Ancak travma literatüründe özellikle son yıllarda dördüncü bir tepki daha vurgulanıyor:
-
Uyum sağla / Memnun et
İngilizce’de “fawn response” olarak adlandırılan “aşırı uyum tepkisi” kişinin tehdit algıladığı ilişkilerde güvenliği sağlamak için karşısındakini memnun etmeye yönelmesiyle kendini gösteriyor.
İnsanları memun etme ve “aşırı uyum” arasındaki bağlantı
Travma uzmanı Pete Walker’ın çalışmalarında detaylandırdığı fawn tepkisi, özellikle çocukluk döneminde gelişiyor. Çocuk, bakım veren kişinin sevgisini veya öfkesizliğini kaybetmenin tehlikeli olduğu bir ortamda büyüdüğünde şu öğrenmeyi geliştirir:
“Kendim olursam risk var, uyum sağlarsam güvendeyim.”
Bu öğrenme yetişkinlikte şu davranışlarla devam edebilir:
-
Sürekli onay arama
-
Sınır koyamama
-
Suçluluk duygusuyla “hayır” diyememe
-
Kendi duygularını bastırma
-
Çatışmadan aşırı kaçınma
Bu noktada insanları memnun etmeye yönelme davranışı, bilinçli bir “iyi insan olma” tercihi değil; sinir sisteminin otomatik bir güvenlik stratejisi haline gelir.
Bağlanma kuramı ne söylüyor?
Bağlanma kuramına göre, erken çocukluk ilişkileri yetişkinlikteki ilişki örüntülerini belirliyor. Araştırmalar, kaygılı ve düzensiz bağlanma stillerine sahip bireylerin memnun etmeye çalışma davranışını daha sık gösterdiğini ortaya koyuyor.
Bu bireyler için ilişki kaybı, yalnızca duygusal bir hayal kırıklığı değil; sinir sistemi düzeyinde bir tehdit algısı yaratabiliyor. Bu da “memnun edersem terk edilmem” düşüncesini güçlendiriyor.
İnsanları memnun etmeye yönelmek neden zararlı?
İnsanları memnun etme davranışı kısa vadede çatışmayı azaltıyor gibi görünse de, uzun vadede şu sonuçlara yol açabilir:
-
Duygusal tükenmişlik
-
Kimlik karmaşası (“Ben ne istiyorum?” sorusuna yabancılaşma)
-
Bastırılmış öfke ve pasif agresyon
-
Dengesiz ilişkiler
-
Anksiyete ve depresyon riskinde artış
Araştırmalar, sürekli öz-fedakârlığın psikolojik iyi oluşu artırmadığını; aksine kronik stresle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Kişilik özelliği mi, yoksa öğrenilmiş bir tepki mi?
Bilimsel yaklaşım, insanları memnun etme davranışının sabit bir kişilik özelliğinden ziyade öğrenilmiş ve değiştirilebilir bir başa çıkma biçimi olduğunu vurguluyor.
Bu şu anlama geliyor:
“İnsanları memnun etme öğrendildiyse, sınır koyma ve kendini gözetme de öğrenilebilir.”
İyileşme nereden başlar?
Travma temelli insanları memnun etmeye yönelme davranışlarıyla çalışırken uzmanlar genellikle şu adımları vurguluyor:
-
Davranışın “zayıflık” değil, bir hayatta kalma stratejisi olduğunu fark etmek
-
Bedensel tepkileri (gerilim, suçluluk, kaygı) tanımayı öğrenmek
-
Küçük ve güvenli sınır denemeleri yapmak
-
Öz-şefkat geliştirmek
-
Gerekirse travma bilgili terapi desteği almak
Sonuç
İnsanları memnun etme davranışı her zaman travmanın sonucu değildir; ancak özellikle kronik ve otomatik hale geldiğinde, geçmişte öğrenilmiş bir güvenlik tepkisinin bugüne taşınmış hali olabilir. Bu davranışı anlamak, kişiyi “fazla fedakâr” biri olarak etiketlemekten çok daha farklı bir yaklaşım gerektirir. Çünkü mesele, başkalarını memnun etmeyi bırakmak değil; kişinin kendisini de en az başkaları kadar hesaba katabilmeyi öğrenmesidir.



