Hantavirüsler, ciddi hastalıklara ve bazı durumlarda ölüme yol açabilen bir virüs ailesi olarak tanımlanıyor. Özellikle kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan bu virüsler, akciğerleri ve böbrekleri etkileyen ağır hastalık tablolarına neden olabiliyor.
Dünya genelinde görülen hantavirüslerde bulaş, çoğunlukla fare ve sıçan gibi kemirgenlerle temas sonucu gerçekleşiyor. Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ya da salyası risk oluşturuyor. Bu salgılardan havaya karışan virüs parçacıklarının solunması, bulaşın başlıca yolları arasında gösteriliyor.
Bu virüs ailesi içinde yer alan Andes virüsü ise insandan insana bulaşabilmesiyle diğer hantavirüs türlerinden ayrılıyor. Buna karşın Andes virüsünde bile bulaşın genellikle hasta kişiyle uzun süreli ve yakın fiziksel temasla sınırlı olduğu belirtiliyor.
Bu nedenle hantavirüs, açık alanda yürümek, alışveriş yapmak, okulda ya da iş yerinde bulunmak gibi gündelik sosyal temaslarla kolayca yayılan bir enfeksiyon olarak değerlendirilmiyor.
Hantavirüs hangi hastalıklara yol açıyor?
Hantavirüsler iki ana hastalık tablosuyla ilişkilendiriliyor. Batı Yarımküre’de, özellikle Amerika kıtasında görülen bazı hantavirüs türleri hantavirüs pulmoner sendromuna neden oluyor. Bu tablo, akciğerleri etkileyen ağır ve ölümcül seyredebilen bir hastalık olarak biliniyor.
Diğer hastalık tablosu ise çoğunlukla Avrupa ve Asya’da görülen böbrek tutulumlu kanamalı ateş. Bu hastalık, böbrekleri etkileyebiliyor ve bazı vakalarda ağır seyredebildiği için yakın takip gerektiriyor.
Hantavirüs pulmoner sendromunun belirtileri neler?
Hantavirüs pulmoner sendromu, akciğerleri etkileyen ciddi bir hastalık. Belirtiler genellikle enfekte bir kemirgenle temastan 1 ila 8 hafta sonra görülüyor. Bazı kaynaklarda belirtilerin çoğunlukla maruziyetten 2 ila 4 hafta sonra başladığı, ancak bir aydan daha uzun süre sonra da görülebildiği aktarılıyor.
Erken dönemde en sık bildirilen belirtiler arasında halsizlik, ateş ve kas ağrıları yer alıyor. Kas ağrıları özellikle uyluk, kalça, sırt ve bazen omuz gibi büyük kas gruplarında hissediliyor.

Hastaların yaklaşık yarısında baş ağrısı, baş dönmesi, üşüme-titreme, bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısı gibi şikâyetler de görülüyor.
Hastalığın ilk evresinden 4 ila 10 gün sonra tablo ağırlaşabiliyor. Bu dönemde öksürük, nefes darlığı ve göğüste sıkışma hissi öne çıkıyor. Akciğerlerde sıvı birikmesi de solunumu zorlaştırabiliyor.
Hantavirüs pulmoner sendromu ölümcül seyredebileceği için, kemirgen teması ya da riskli bir ortamda bulunma öyküsü, belirtiler temastan haftalar sonra başlasa bile önem taşıyor.
Böbrek tutulumlu kanamalı ateşin belirtileri neler?
Uzmanlar, hantavirüse bağlı böbrek tutulumlu kanamalı ateşin böbrekleri etkileyen ağır bir hastalık tablosu olduğuna dikkat çekiyor. Belirtiler genellikle virüse maruz kaldıktan 1 ila 2 hafta sonra görülüyor. Nadir durumlarda bu süre 8 haftaya kadar uzayabiliyor.
İlk belirtiler çoğunlukla ani başlıyor. Şiddetli baş ağrısı, sırt ve karın ağrısı, ateş, titreme, bulantı ve bulanık görme hastalığın erken bulguları arasında yer alıyor. Bazı kişilerde yüzde kızarma, gözlerde kızarıklık ya da döküntü de görülebiliyor.
Hastalığın ilerleyen dönemlerinde düşük tansiyon, dolaşım bozukluğu, şok, iç kanama, damar geçirgenliğinde artış ve akut böbrek yetmezliği tabloya eşlik edebiliyor. Böbrek yetmezliği, vücutta ciddi sıvı yüklenmesine neden olabiliyor.
Hastalığın şiddeti, enfeksiyona yol açan hantavirüs türüne göre değişiyor. Hantaan ve Dobrava virüsleri genellikle daha ağır seyrederken, Seoul, Saaremaa ve Puumala virüsleriyle ilişkili enfeksiyonlar çoğunlukla daha hafif seyrediyor. Tam iyileşme ise birkaç haftadan birkaç aya kadar uzayabiliyor.
Türkiye’de hantavirüs var mı?
Hantavirüs, Türkiye’de de görülen ve bazı bölgelerde halk sağlığı açısından izlenen enfeksiyonlar arasında yer alıyor. Vakalar genel olarak nadir seyretse de virüsün kemirgen popülasyonlarında dolaştığı, Türkiye’de 2009’dan bu yana hantavirüse bağlı böbrek tutulumlu kanamalı ateş vakalarıyla ilişkilendirildiği biliniyor.
Türkiye’de ilk klinik olarak doğrulanmış hantavirüs salgını, 2009’da Batı Karadeniz’de Zonguldak ve Bartın çevresinde bildirildi. Daha sonraki çalışmalar, Karadeniz Bölgesi’nde Puumala ve Dobrava türleriyle ilişkili insan hantavirüs enfeksiyonlarının görülebildiğini ortaya koydu.
Türkiye’de riskli bölgeler nereler?
Türkiye’de hantavirüs açısından en çok dikkat çeken bölgelerin başında Karadeniz Bölgesi geliyor. Zonguldak, Bartın ve Giresun gibi iller, daha önce bildirilen vakalar ve saha çalışmaları nedeniyle öne çıkıyor. İstanbul çevresinde ve Ege Bölgesi’nde de sporadik vakalar bildirildiği belirtiliyor.
Türkiye’de insan enfeksiyonlarıyla en çok ilişkilendirilen hantavirüs türleri arasında Puumala ve Dobrava virüsleri bulunuyor. Bu virüsler, özellikle kemirgenlerle temasın mümkün olduğu kırsal, ormanlık ya da kırsal-kentsel geçiş alanlarında risk oluşturabiliyor.
Genel nüfus için risk düşük kabul ediliyor. Ancak yabani kemirgenlerle ya da bu kemirgenlerin yaşadığı alanlarla yakın teması olan kişilerde risk artıyor.
Türkiye’de hantavirüs nasıl bulaşıyor?
Türkiye’de bulaş yolu dünyadaki genel tabloyla benzerlik gösteriyor. Hantavirüsler esas olarak fare ve sıçan gibi kemirgenler aracılığıyla taşınıyor. İnsanlara bulaş, çoğunlukla enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ya da salyasıyla temas sonucu gerçekleşiyor.

Özellikle kemirgenlerin bulunduğu kapalı alanların temizlenmesi sırasında kurumuş dışkı ya da idrar kalıntılarının havaya karışması risk yaratıyor. Bu parçacıkların solunması, virüsün vücuda girmesine yol açabiliyor. Bu nedenle kemirgen izi bulunan alanların kuru süpürge ya da elektrikli süpürgeyle temizlenmesi önerilmiyor.
Andes virüsü dışındaki hantavirüs türlerinde temel bulaş kaynağı kemirgenler. Andes virüsünde ise nadiren insandan insana bulaş bildiriliyor. Bu bulaşın genellikle aynı evde ya da aynı kapalı alanda uzun süre birlikte bulunma, hasta kişiyle yakın fiziksel temas kurma veya bakım verme gibi durumlarla bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.
Hantavirüs nasıl teşhis ediliyor?
Hantavirüs enfeksiyonunun erken dönemde teşhisi zor olabiliyor. Özellikle bulaştan sonraki ilk 72 saat içinde yapılan testlerde virüs saptanamayabiliyor. Bu nedenle ilk test erken dönemde yapıldıysa, belirtilerin başlamasından 72 saat sonra testin tekrarlanması gerekebiliyor.
Ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, bulantı ve halsizlik gibi erken belirtiler grip ve diğer viral enfeksiyonlarla kolayca karıştırılabiliyor. Bu nedenle hantavirüs şüphesinde, olası kemirgen teması doktora mutlaka bildirilmeli.
Ateş, halsizlik, kas ağrısı, nefes darlığı, karın ağrısı, bulantı, kusma ya da ishal gibi belirtiler görülen kişiler, yakın zamanda kemirgenlerle ya da kemirgenlerin bulunabileceği kapalı alanlarla temas ettiyse sağlık kuruluşuna başvurmalı.
Hantavirüsün tedavisi var mı?
Hantavirüs enfeksiyonu için özel bir antiviral tedavi bulunmuyor. Tedavi, hastanın durumuna göre destekleyici bakım şeklinde uygulanıyor. Dinlenme, sıvı desteği ve belirtilerin kontrol altına alınması temel yaklaşımlar arasında yer alıyor.
Buna karşın erken dönemde hastanede sağlanacak tıbbi destek, özellikle solunum güçlüğü veya böbrek tutulumu olan hastalarda hayatta kalma şansını artırabiliyor. Bu nedenle hantavirüs şüphesi bulunan kişilerin belirtileri hafife almadan sağlık kuruluşuna başvurması gerekiyor.
Vitamin takviyesiyle ilgili 5 hatalı bilgi
Hantavirüs pulmoner sendromu solunum güçlüğüne neden olabiliyor. Bu durumda hastalar oksijen ya da ileri solunum desteğine ihtiyaç duyabiliyor.
Böbrek tutulumlu kanamalı ateş ise böbrek fonksiyonlarını bozabiliyor. Böbreklerin yeterince çalışmadığı durumlarda, kandaki toksinlerin temizlenmesi ve vücuttaki sıvı dengesinin korunması için diyaliz gerekebiliyor.
Hantavirüs riskini azaltmak için ne yapılmalı?
Hantavirüsten korunmanın en önemli yolu, kemirgenlerle ve kemirgenlerin idrarı, dışkısı ya da salyasıyla teması önlemek. Ev, iş yeri, depo, garaj, yazlık ve kamp alanlarında kemirgen girişini engellemek için delikler ve boşluklar kapatılmalı.
Yiyecekler açıkta bırakılmamalı, kemirgenleri çekebilecek atıklar düzenli olarak temizlenmeli. Kemirgen izi bulunan alanlar kuru süpürgeyle ya da elektrikli süpürgeyle temizlenmemeli. Bunun yerine alan önce uygun bir dezenfektanla ıslatılmalı, ardından dikkatli şekilde temizlenmeli.
Kırsal bölgelerde yaşayanlar, tarım ve ormanlık alanlarda çalışanlar, kamp yapanlar ya da uzun süre kapalı kalmış mekânları temizleyenler daha dikkatli olmalı. Genel toplum için risk düşük olsa da kemirgenlerle yakın temas riski bulunan kişilerde dikkatli olmak önem taşıyor.
Bağışıklık güçlendirme miti: Gerçekte işe yarayan alışkanlıklar



